Larina

Hayat bazen acımasız Larina.
Merhum sevgilisinin ardından
Şakıyan bülbüllere denk gelirsin sokaklarda.
Güzün güzelliğini
Çiçeklerden çıkaran mevsimlerin,
Yağmuruna tutulursun,
Yüreğin cayır cayır yandığında.

Hayat acımasız Larina.
Yolumuza güzellik katan
Günlük güneşlik dağlarda,
Bizim nasıl öldüğümüzü hatırla.
Kalıntılarımızı fotoğraflardan topladıkça,
Aklımızın bir köşesine sinen anıları,
Bir kere daha hatırla.

Hayatın acımasızlığı,
Seninle güzeldi Larina.
Üzerimize insanlığın buharlaşan acıları,
Bir bir yağardı bulutlardan.
Ve sen Larina,
Gülüşünle güldürürdün içimdeki güneşi.

Bazen nereden başladığımı unutuyorum.
Önce zamanda mı kavrulmam gerekti
Bir kere daha gülebilmen için,
Yoksa,
Yeniden bir kış sabahında,
Memleketimden getirdiğim çayı demlerken,
Isınan gözlerinden mi öpmeliydim.
Larina,
Hayat gerçekten acımasız.

Bu hayatı acımasız kılan şeylerden önce,
Hep haksızdım Larina.
Toprak kadar güzelsin derken,
Toprağa karışmanı,
Gülüşünü solduracak görüntülerden,
Uzak kaçmanın yollarını ararken,
Mezar taşını,
Hesap etmemiştim.

Hayat,
Seni benden kopardıkça,
Acımasızlaştı Larina.
Bir insan sesinin yandığını,
Ben ilk kez
Kendi türkülerimde duydum Larina.
Ve daima bekledim.
İçimdeki güneşi güldürecek,
Bir senin gülüşün vardı.
Larina…

Nedenler

Ben kimseden,
Güzel gülmesini istemedim.
Ya da çiçek açtıracak bir ışıltıyla,
Gözlerime bakmasını,
Hiç beklemedim.
Aynaların karardığını farkettikçe,
Nedenini anladım.

Güzel kavramını dilime alırken yutkunuşum,
Bundan ibaretmiş.
Ben gelince,
Boynunu büken aynalar,
Ben geçince solan papatyalar,
Sevdikçe kaçan köpekler,
Yürüdüğüm yollardan ayrılan insanlar,
Nedenlerini anlayabiliyorum.

Yaşlarımı kanattıran çirkinlik,
Tenime kazınmış örseleye örseleye..
Vicdanımda hep bir durgunluk var,
Yere, göğe ve güzel her şeye…

Kadıköy vapurları,
Martısız kalır Eminönü seferlerimde.
Kız kulesi seyircisiz kalır
Üsküdar gezintilerimde.
Kalbimin üzerindeki baruta,
Bir gün bir ateş de sen çakıver Galata.
15’deki Gelibolu’nun kokusunu,
Duyabiliyorum üzerimde.

Bir manzaraya küskünüm.
Yollarını yalandan yürüyorum.
Bir güzellik gibi hissetmek için,
Uzaktan bakan birine,
Manzaradanmışım gibi duruyorum orada.
Nedenini
Anlıyor musun ?

Mutluluğun İntikamı

Dünlerden kalma bir kalple,
Yarınlardan mahrum bir biçim…
Özgürlüğün acıttığı kısrak noktada,
Bugünün can sancısı…
Ürkek kükremelerle,
Yiğit mecnunların yolunun başlangıcı…
İştah kesen düğümlerle,
Dudakları büken sevdam…
Mutluluğun intikamı,
Enkazımı seyret !

Seyret canıma saplanan mevsimleri !
Kudurduğum acının ardındaki
Dinginliğimi seyret !
Seyret ötemdeki gülün vazgeçişini bahardan,
Ve seyret buhrandaki yuvamı !
Gülen insanların kokusunu
Duymama yardım et.

Bir Hikayesi

O hep beklerdi
Bir gün olurda yaşarım diye
Hakimin kalemi kırıldı kırılalı
Bu gökten şimşek vuruldu vurulalı
Hep beklerdi.

Önünde bir sögüt
Duman olurdu.
Görürdü dünyayı.
Sevdiği mezardı.
Üzerinde bir yolluk
İçindeyse son beyazı.

Hep beklerdi bulutlardan,
Mey cığlıklarını.
Sadakatin çiçeğinden
Aşk sarkılarını,
Taşların yolculuğuna çıkan
Kireçli sulari,
Gülüşüyle gülümseten
Merhum sevgilisini,
Hep beklerdi.

Biten yağmurun kalıntılarını bulurdu
Meşe yapraklarında.
Hatırlardı gördüğü denizlerin
Gereksizliğini.
Dudaklarının arasından dumanlar çıkarırdı
Ve anlardı bulutlara yakınlığını.
Söylediği türkülerde,
Ölmediği günlerin acısı vardı.

İzsiz Nallar

Kahırlara sonsuz duyulacak merhem,
Gözlerde buğulanmış küçük su damlaları,
Yeter mi bahtın izlerini sarsan,
Kervan dolu nalların,
Toprak altında da duyulacak merhamete,
Şahit olması için.

Yolları gözlüyor görünümü kirli ağaç dalları,
Dili olaydı,
Lazım olur muydu
İzlerimi silip atan nalların şahitliği.
Benden geçen nalların izlerini,
Arkadan silip süpüren kimdi
Ey ağaç dalları ?
Üstümden geçen rüzgarların
Yok edemediği dünyada,
O nalları ilerleten sahi, kimdi ?

Kimdi silen beni,
Geçmişimin yeşerttiği çimenlerden ?
Kimdi acımayan,
Ay ışığına kurban verdiğim açalyanın cesedine ?
Farkı var bugünlerde,
Ezilip geçilmelerin.
Nankör terasların kurbanı mıdır tüten sigaralar ?
Fırlatılmak yükseklerden, yerlere,
Ahlakın kabulü müdür ?

Zirâ tek başına kalmış yol yorgunu birinin,
Boynu yanık kalır bu yollarda.
Kavuran sıcakların altında,
Şarkılar söyleyen kızlardır serabı.
İnanmak ahlakların var olduğuna,
Beni kurtaracak mıdır bu yoldan ?
İzleri silenler var oldukça,
Kim için direneceğim o vakit ?

Üzerimden geçmeden kalabalık kervanların nalları,
Sağlamlaştıracağım artık törpülenmiş izlerimi.
Yoksa,
Kalmayacak yaşamın anlamı.

Ben Kayboldum

Buradan ben de ölür giderim bir gün.
Meşelerin gövdesindeki resimleri,
Dokundukça hissedemeyen ellerim var.
Püfürce esen rüzgarın yorduğu,
Buhranlı saatlerde
Sorumsuz tik tak benim.

Buradan ben de ölür giderim bir gün.
Akarsuların renklendirdiği toprağın,
Bastıkça varına inanmayan ayaklarım var.
Serserice ettiğim küfürlerin,
Kızgın dünyasında
Durulan zaman benim.

Buradan ben de ölür giderim bir gün.
Saçların tanesinde akların hikayesini,
Duydukça sıkılan ağarmış bir canım var.
Yol üzerindeki memleketlerin,
Dolu dizgin havasında
Kaybolan hüsran benim.

Buradan ben de ölür giderim bir gün.
Adet gereği sorulan halin,
Vurgun yemiş evresindeyim.
İyiyimlerin ardında saklanıp,
Dökülen hasarlı yaşın
Yüzde bıraktığı benim.

Buradan ben de ölür giderim bir gün.
Yokun mahcupluğunda bir ömür,
Türküler çığırırım yıkılarak.
Kasvetin ortasında ciğersiz buluta karşı,
Ezgisiz bir yağmurda
Ağlayan benim.

Bazı Acıların Hikayesi

Bazı acıların hikayesi,
Yanımızdan geçen amcaların,
Ağarmış sakallarının hüsran bekçisi…
Köşelerde oturan dostlarımızın,
Şarabındaki uğultunun senfonisi…
Bıyıkları terleyen delikanlımın,
Uykusunun maraz varisi…
Elindeki sigaranın,
Tezden ölüm diye inleyişi…

Yakın aşkların bir sonu,
Bu denizde cesedin yoğunluğu.
Ve uzak aşkların bir marifeti,
Gözdeki miyobun tedavisi.

Bazı acıların hikayesi,
İnsanlığın güzel evladı…

Aç kulaklarını,
Ve bu masaya sende savur yüreğini.
Türkülerime bir ağıtta sen kat.
Leş asırların içinde,
Bir mum da sen yak.

Kemal Ağabey

Yaprak kıpırtadan gülüşüyle Kemal Ağabey
Bir çocukluğu anımsatır gibi,
Bu hüsran yollarını
Yormuyordu bizimle.

Acizliğin tohumları
Çiçek açıyordu avuçlarında,
Koklamıyordu yapraklarını
Bizler gibi.

Yalnızlığın ellerinden tutmuş ruhunda
Çocukluğun en masum yadırganışıydı,
Gülüşü.
Cebindeki anahtarların şakırdayışı,
Sırtındaki yükün
Tatlı yorgunluğunu anlatıyordu.

Elimdeki taşı bırakıp,
Kucak dolusu sarılmaları özlediğim,
Nadir anların meşalesi gibi aydınlandı Kalbimin,
Ve çocukluğumun yanıbaşında.

Urganların elinden boynumun kurtulduğu,
O aşkla çıktığım tren yolculukları,
Ve hüsran yollarını yorduğum
Dokunaklı mektuplar arasında,
Sesimin ilk defa çıktığı bir gülüşle,
Yudumluyordu çayını
Kemal ağabey.

Son Naif

Kadehler dolusu kalp ağrıları
Geçmiş boğazımdan kavurarak.
Dermanım meçhul iken,
Feryadım ıslah olmuş kesik dilimde.

Dünden bugüne sıkmışım dişimi.
İlkini yalnız boylamaktansa,
İkinci mağlubu çekmişim bedenime.
Güzelliğin son gününde,
Milyonlarca kar tanesini yutmuşum.
Minarelerden almışım son naifimi.
Uykuların birini dillendirmiş bana sinede.

Sıcak çorbam var avcumun altında,
Eğer üşüdüysen bir de battaniyem.
Bir de,
Ateşim…
Elzemimin harı,
Yalaz yalaz içimde.
Uçurum kıyısında
Dudağımdan göğe savrulan duman,
Yakacağım son anıların şerefine olsun.
Ve son naifimin,
Meçhulu sükut.

Yaşamak Bu Kenti

Bırakmak kendini bir şehrin kucağına,
Ucundan tutmak bu serüvenin,
Ve çıkmak ölümsüz bir yolculuğa…
Pencerenin pervazında günün ışıltılarıyla,
Bu curcuna memleketin,
Issızlığını düşürerek Marmara’da,
Uyanmak Üsküdar’da.

İçini dolduran ekmek kokusuyla,
Unutmak kavrulan yüreği…
Esip durmak yel gibi selen içinde,
Sadakatin sedefine.

Anadolu’da buram buram kavurduğun aşkı,
Haykırmak boğaza…
Ve beklemek görüşünde belirmesi için,
Kızın kulesini.
Atmak için içindeki puslu isi.

Berrak akmayan denizin sahillerinde,
Eşlik etmek martıların yürüyüşüne.
Kaçmak sokaklarda tozlardan,
Çocuklar gibi.
Yaşatacak kadar kendini,
Dolduracak kadar aciz yüreği,
Yaşayacak kadar kenti,
Gülmek,
Çocuklar gibi.

Ne güzel güldüğünü görmek rüyada,
Seçmek bir şafağını Galata’nın,
Ve çıkmak en tepesine,
Hatta ve hatta haykırmak duyduğun aşkı…
Kelamı hüküm sürerken,
Bir nidasıdır yaşamak,
Bu kentin.

Kendimden Olmayanlar

Üzerimde yaralı bir cevher,
Kalan günlerime ışık tutar.
Ardımda koşturan,
Kendimden bağımsızca güldüğüm,
Kendimden olmayan parçalar var.

Gözlerine şahit bu cevher.
Bükülmüş gibi tam ortasından,
Gördüğüm doğrular.
Yıkılmış bir hayalin,
Mert harabı var.

Duruşum seyrek.
Tek ayağım basmazken,
Yüreğime dolmuş bir kara bulut var.
Ne kadar gördüyse dünyayı,
O kadar yaram var.

Bir cihanı talan etmiş geze geze.
Her gün yeniden doğduğu,
Hızlıca gelişen korkularımda,
Talan olmanın da korkusu var.
Yakındığım ömrün,
Ayaklarıma ettiğim paspastan,
Ağrısı var.

Üzgünüm,
İçemediğim çorbalar,
Koklayamadığım çiçekler,
Yaraşamadığım gülüşler,
Oynayamadığım,
Oyuncaklar var.
Keşke öldüğümden,
Çocukken olsaydım haberdar.
İçimdeki bu sancı neden ?
Düşünüp durmazdım,
Yıllar boyu olup derbeder.

Bir gün bir mezardan kalkarsam,
Gam yiyeceğim çok şey var;
Daha fazla tutamamak sevgilinin elinden,
Okşamamak kardeşin saçlarını,
Sıvazlamamak babanın sırtını,
Yaşayamamak annenin kokusunu,
Gülememek eşe dosta,
Sevilememek,
Sevdiğin kadar

Yalnız Olduğumu Bildiğim Bir Yer

Yalnız olduğumu bildiğim bir yerdeyim.
Sokak lambaları defalardır sönmüş.
İtler kovalamış sokaklarca.
Yalnız olduğumu bildiğim bir yerde,
Yalnız olduğumu unutmuşum.

Her faniyle çarpışma içerisindeyim.
Üzerime kürek kürek toprak atılmanın,
Hayalleri dört dolanıyor.
Çarpışıyorum kırılana kadar kemikler.
Fanilerin bir yumrukluk canına karşılık,
Unutuyorum fani olduğumu.

Yaralanıyorum kimi zaman.
Başımı dizine yaslayıp sızlanacak birini,
Bulamıyorum.
Kendi sesimin yankısına şahidim kalbimde.
Çevremde fütursuzca bir sessizlik…

Sürülerce kapı açıyorum birbirine giden.
Alnımda çaresizliğin terleri buharlaşıyor.
Yalnızlığın anlamlandıramadığı ücrayı,
Karakterime gömüyorum.
Bugün, bir kapıyla daha içiyorum.

Elimi göğsüme attığımda,
Kalbimin aciz boşluğuyla yan yanayım.
Dilim yıllarını biriktirirmiş gibi,
Sus pus,
Kıpırdamıyor yerinden.

Düşümde sevdanın eksikliğini seziyorum.
Sevgimi göstermeme vesile herşey,
Ölüyor hallice diğerlerinin yanında.
Bir kızı,
Bile isteye itiyorum elimin tersiyle.
Soruyorum kendime,
Bunca suç, bunca günah, bunca eziyet, bunca gam,
Nasıl alsın bir kalbi omzuna ?

Birikmişsem varım yoğum pisliğim.
Şimdi aydan düşecek bir bukle tebessüm,
Nasıl yansısın ki gözlerime ?
Kalbimin buruk olduğu yerde,
Yalnız olduğumu bildiğim,
Ama unuttuğum yerdeyim.

Yıllardır atamıyorum içimdeki kini.
Ölümlerin boşluğunu içiyorum.
Vücudumu sarıp sarmalayan yaraların,
Tırtığında geziniyor parmaklarım.
Ucu ucuna kaçıyorum yine bir kurşundan,
Bir bıçaktan.

Bir kapı duyuyorum kenarımda,
Çok umutluyum.
Ellerimi boş görmek,
Artık sızlatmasa da,
Yanıyor gözlerim bu kapı ardına.

Mis gibi yorgan kokusu geliyor içerden.
Mutlu bir yuvanın sesleri doluyor kulaklarıma.
Bir soba çıtırtısı var.
Annem sesleniyor bana, duyuyorum.
Henüz çocuğum.
Ya ekmek alacağım, ya da sofra hazır.
Yanakları tonton kardeşime yemek yediriyor annem.
Kapıdan girdiğim gibi,
Yemeğe bakıyorum.
Anne diyorum; ben ıspanak sevmem.
Annem o kırışık alnını çatıyor,
Yorgun, görüyorum.
Yiyorum az çok.

Kendi kendime oyun oynuyorum.
Babam geliyor eve,
Kapıdaki anahtarın sesini duyunca,
Gözlerim açılıyor.
Gözüm elindeki poşetlere takılıyor.
Büyük bir bekleyişle babama bakıyorum.
Poşetten değil cebinden çıkarıp veriyor çikolatayı.
Uzanıyor ağrıyan sırtıyla babam,
Zor bela aldığı koltuğuna.
Ayaklarını uzatıyor üst üste atıp.
Çayıyla geliyor annem.
Annemin bir bardak demi,
Babamın bir ağrısını alıyor.

İlk kardeşimi uyutuyor annem,
Babam zaten yorgun argın, direk uyumuş.
Ben karanlık bir odada,
Küçücük bir beyaz ekrana bakıyorum.
Annem mutfağa geçiyor,
Bulaşıkları elleriyle yıkayıp,
Ortalığı topluyor.
Her gün aynı iş.
Bana diyor hadi yat diye,
Kapatıyorum şakacıktan gözlerimi.
Sonra gerçekten dalıyorum uykuya.

Hangi sabah uyanırsam uyanayım,
Hiç görmüyorum sabahları babamı.
Uyanıyorum, babam yok,
Annem daha kalkıp perdeleri çekmemiş,
Evde ışık yok.
Hayatımda duyduğum en güzel koku,
Sorumsuz uykunun kokusu,
Her yerinde odanın.

Atıyorum kendimi sokağa.
Bir bisiklet almış babam,
Annem bana bir şey olur diye izin vermiyor çıkartmama.
Gizli gizli kaçırıyorum.
Annem camdan dişlerini sıkarak,
Sen gelmeyecek misin eve diye sitem ediyor.
İki arkadaşımla sokakta hep,
Bakkal Erdal Abi’den 25 kuruşluk kola,
25 kuruşluk cips yiyorum.
Diğer çocuklarla top oynuyorum.
Bütün gün dayak yiyorum sokakta.
Eve geliyorum.
Ardımdan bıçakla annem çıkıyor.
Kavga edip geri geliyor hep.
Unutuyor bisikletimi çıkarttığımı.

Soba çıtırtısı var,
Üstünde elbiseler.
Annem sesleniyor bana, duyuyorum.
Ya ekmek alacağım, ya da sofra hazır.
Yanakları tonton kardeşime,
Yemek yediriyor annem.
Kapıdan girer girmez,
Yemeğe bakıyorum.
En sevdiğim yemek…

Bu kara kaldırımların,
Kanlı yollara eşlik ettiğini anladığım an,
Duvarına rastlıyorum odanın.
Kapıya geri dönüp yeniden girmek istiyorum,
Bu çocukluğuma.

Onlarca ölümün sesi,
Kulaklarımı yıkıyor.
Dizlerimin üzeri,
Yıkıla yıkıla çıkmaz yaralara sahip oldu.

Yaşamın sürelerini heyecanla yitirip,
Sonuma koşmak istiyorum hiç durmadan.
Vakit geldi,
Aklımda curcuna bir doğa,
Her şey tek tek önümde.

Anılarımın olduğunu hatırladım,
Dostlarım, sevdalılarım…
Bir düşüncemi bulmak için,
Yıllardır dolaşıyorum aklımda kapı kapı.
Ve şimdi,
Yalnız olmadığımı bildiğim bir yerdeyim.
Bu kadar tatlı bu ölüm.

Yoksul Yolcu

Dünyayı benimle batıran,
Benimle yücelten,
Karamsar harçlarımın,
Yoksul yolcusu…
Yorgundur yüreğimin tohumu.

Defalara mahsus bıçaklar yedim.
Yalnızım ki bildiremedim yaramı.
Çokça kanlar feda ettim.
Sindiremedim kimsenin kanını.

Yüzümü güllerden çekeli,
Güller bir hayli canlanır oldu.
Nefesimde derin ölümlerin tadı,
Damaklara konar oldu.

Tadı unutuldu sevinçlerin.
Kalbin özlemi,
Yorgunluğun mutluluğuydu.
Ya da mutluluğun yorgunluğu…

Ben yoksul bir yolcuyum.
Her daim cebimi yoklarım,
Kalır mı bir iki damla yaş diye.
Har vurup harman savuramam,
Korkuluyumdur.
Evde beni bekleyen acılarım vardır.

Bahçeme çiçekler ekemem,
Yüreğim az dinlensin isterim.
Bir bardak türkü,
Ve ayağımı uzatacak mutluluk isterim.

Kurarım hayalimi,
Alırım elime çatalımı.
Bir bir yerim karnım doyana dek.
Sonra çekilir yatağıma,
Acılara dalarım.

Mutluluğun para ettiği dünyada,
Ben yoksul bir yolcuyum.
Ödeyemem yarime yüreğimin kirasını.
Yumuşatırım ses tonumu,
Bükerim umudumu yere,
Sıkışığım derim,
Yok cebimde beş kuruş mutluluk.

Ben yoksul bir yolcuyum.
Memleketim yoksuldur.
Yoksuldur yüreğimin tohumu.

Anılar

Anılar,
Ayaklanın bugün.
Hala oralardasınız görüyorum.
Her köşede bir benim var idi yaşım.
Filizlenirsiniz kocaman bir odada topraksız,
Odama güneş doğunca.

Savrulurum, sallantıdayım,
Sürekli eski bir dostla rakı içerim.
Konuşurum anılarım.
Gözümün önünde derinden yakan kokular salınır,
Ağlarım.

Üzerinden dört tekeriyle bir otomobil geçecek şimdi,
Sarıp sarmaladığım son anının.
Yarın öbür gün yeşillenecek buralar dediler,
Akabinde toz bulutları…

Bir köşede güler yüzüyle varsa bekleyen beni,
Bi kere de onun hatrına içeyim.
O yere soframı kurayım,
Sayayım hatırımdan kaçar gün eksildiğini ömrümün.

En çok nerde ölmeyi istedim ?
Bir harabe vardı benim,
Eski toprağım.
Bütün yılları devirmiş gibiydim,
Çektim ayağımın altından kursiyi.
Niye orası dersen,
Kimsesizliğinden değil.
Ver elime ipi,
Taksim Meydanı da kimsesizdir bana.
Bütün yıllarım orda geçmiş idi.
Duvarlarda film şeridi gibi dolanıyordu anılarım.
Cesedimi bir oraya layık görüp,
Bıraktım kendimi.
Nafile.
Hani alıp dizseniz anılarımı Kadıköy vapurlarına,
Martılar çiğnerdi cesedimi.

Yaralarımın sensörü evvelden harlıdır,
Ayak bastığımda bir anının mekanına,
Bin yanar, bin yanar.
Ya resulullah,
Besmelem mi eksik idi acaba ?
Bismillahirrahmanirrahim,
Bu nasıl bir yara.

Oturacağım eski dostla bir masaya,
Konuştukça akıtacağım yaşları.
Ama içime içime,
Hani erkeğim ya,
Ondan.
Döküleceğiz ulan ikimizde aslında bilmem mi.
Bağrımızın iliğini yara yara işlemiş anılardan,
Kurtulmak bize ecelden nasip.
Devam dökülmeye.
Daha uzun yıllarım var ne yazık ki.

Sığlık Hasret

Merhaba gün ışığım.
Güneş doğmuş.
Gün başlamış çoktan.
Sevdanla tatmışım gelen günü.

Gönlünün üzerine asılmış,
Haktan duyduğum naif hikmet.
Gözüm dalmış.
Canımın ötesine,
Tebessümünü saklamışım.

Bir dostunla konuşmuşsun,
Kilometrelerce uzakta.
Tuttuğum rüzgarlar,
Getirmiş sesini kulaklarıma.
Her duyuşumda,
İçime bir bağ ekmişim.

Canımın yeganesi kadar olmuşsun.
Bağla dolu içimde,
Can denen kök,
Uzanmış ellerine.

Bir gün ufuklarda süzülen,
Bulut kadar,
Göklerde yola koyulan,
Yıldız kadar,
Derinden olmuş temasım,
Ela gözlü, ahu kokulu yüzüne.
Kalmış bir yanım seninle.

Dirilmiş her vakit,
Döşümden kopmayan deli hasret.
Şavkı pörsüyü andırmış,
Uzun zamanlı bu hasret.
Buhranım naciz, kırılgan.

Hasrete tel vuran kasvete,
Yağmur değince,
Pas tutmuş saçlarım.
Kırışıklıklar oluşmuş suretimde,
Bu köhne,
Sabrımın ölgün kısmına düşmüş.
Bu hasret,
Yaldızlamış ahu yanını.
Göz altlarıma,
Bir sen,
Bir de kokun sinmiş.

Üzerimizdeki telakki yağmurları,
Gönlümüzü epey hoş etmiş.
Harlı bir elzem eylemişiz,
Bağlılığın dinmeyen yalaz yanını.

Demem o ki,
Yaşa benimle hasretin sığlığını,
Sevda denizimizde.
Her telakkide,
Doldur kulaklarımı,
Dilindeki ihtiraslı huzur ile.
Üfle dudaklarından,
Kuş seslerini.

Önümüzde seneler, seneler,
Evvelden etmiş bizi yekpare.

Hakkım

Havası uçuk bir mezarda,
Hakettiğimi bildim ;
Derinden bakan gözlerinin,
Yüzündeki tebessümle birleştiğini.

Sen ola ki bu dünyadan,
Benim gibi bir dertle yaşayarak ayrılacaksın.
Sırtımda bedenin,
Ve boynumda ahu yanının nefesi sezildikçe,
Yani seni sırtladıkça,
Yorgunluğun dindikçe,
Şu hayata yüzün güldükçe,
Bena dert olmaz bu cihan.

O naif omuzlarına ağır gelir benim yüküm.
İnadına taşırsın sen sevdandan ötürü.
Sen Allah’ımıza gül yüzlü kullar yetiştireceksin,
Bilirim.
Deliler gibi çırpınırım mutluluğun için.
Bedenimden uzak olan bu kafa,
Senin huzurun için çalışacak yıllarca.

Başarısız olduğunda kariyerinde,
Önceden olduğun yerden,
Çok daha yukarılara kaldıracağım sevdiğim.
Benim gücüm hafife alınacak gibi değil, bilirsin.

Yeminimdir, düşmeyeceksin.
Ben olduğum müddetçe o dizlerin kanamayacak.
O umut denen çöllerin saklı güzelliği,
Asla sönmeyecek gözlerinden.
Ölümü arzuladığım vakitleri geride bırakıp,
Tutunacağım bu yaşam denen dallardan,
Gözlerindeki yorgunluğu alabilmek için.

Bırak çökeyim,
Sırtım kopsun, belim bükülsün,
Alnımdan ter eksik olmasın.
Kafamda düşünce, gözümde uyku,
Hatta ve hatta elimde kalem olmasın.
Sen hakediyorsun sevdiğim.
Ben bununla onur duyarım.
Gülümse,
Çekeyim gözlerimden hayatımın karesini.

Evimize döneceğim elbet akşam vakitleri.
Soframda bulacağım sıcak çorbanı,
O nadide bakışını.
Şükredeceğim bu yorgunluğumun güzel tadından ötürü.
Bu adamın canı,
Huzuruna feda olsun.

Sen yorulma,
Sen etme o güzel gözlerini uykulu.
Gülümse bir tek.
O güzel manzara,
Bütün zorlukları koparıyor gövdemden.
Evimin ve gönlümün baş köşesi,
Aşkımın çizeceği yolda,
İlk durağın olacak.

Derinden bir sohbetimiz karşılıklı,
Ellerimizde kahvelerin,
Tadı gözlerinden damla damla düşer.
Her gün anlatırım derinimde yatan seni.
Benim olduğun günü,
Asıl doğum günüm yaparım.

Aklıma düştüğün her an,
Kalbimde ağrıtmayan bir kramp oluşuyor.
Ben böylesini biriktirmedim içimde,
Taşabilmek yıkacaktır gönlü körleri.
Belki ömrümün şu son günlerinde,
Seni doyuncaya sevmek,
Anlatılabilir mi ?

Benim dilim gönlüne bilçare, dersin.
Gözlerim senin yoluna gönüllü bilesin,
Anla halimi, sevdamı gözlerimden, dersin.
Beni körleştiren tek ihtiras,
Orda seriliyken,
Tanımış iken ilk kez elayı seninle,
Nasıl sevdamı susturupta anlayayım ahu yanım.

Hayatımızın romanı yazılıyor,
Henüz dibacesindeyiz.
Bir roman,
Gülüşünden daha güzel bir sonla,
Bitebilir mi ?

Şimdi tutmak vardı elinden,
Bir mahkuma deniz ne ise,
Birleşen ellerimiz de odur işte bana.
Sen,
Sen ahu yanım,
Bir gün memleketin bilinmedik bir yerinde,
Buzdan ve sert ellerime değeceksin.
Havası, suyu derman kokacak memleketimin.

Dört duvar arasında yetişen gülün,
En koyu kırmızısı olacağız.
Öyle içten, öyle net.
Kırmızı sevdiğinden beri,
Elveda siyah güllerim…
Ve hayatıma girdiğinden beri,
Elveda kara kaderim…

Bugün Yarimi İzledim

Bugün yarimi izledim.
Hiç açmıyordu gözlerini.
Alışık değildim öyle,
O ela gözleri hep izlerdi dilimdeki umutları,
Düşler ile.

Teni beyazdı,
Lakin yüzünde güllerin allığı doğurgandı.
Bir gülerdi,
Saçından tırnaklarına kadar renklenirdi.
Gülemiyordu,
Uzanıyordu sevdiğim.
Yüzündeki o allık yoktu.
Bütün ışıltılar sönmüştü.

Bugün yarimi izledim, izledim.
İlk kez dokunamıyordu sakalıma.
İlk kez sıkamıyordu yanaklarımı.
Zaten az birşey kuvveti vardı,
Kolunu kaldıramıyordu.
Başında sakallı bir adam vardı.
Duymaktan çok korktuğum birşeyi okuyordu.

Kalabalığın ardına gizlenmişim,
Ağaçlardan medet umuyordum.
Kafamı gömmüştüm o sert gövdesine,
Kabus olsun ya rab,
Kabus olsun.
Değildi.

Sesim çıkamıyordu.
Ulan gitmişti.
Sesimde kadınların çığlığının sesi kısılmış idi.
Yüreğimde bir acı vardı ama,
Böyle bir şey ömrümce görmemiştim.
Çekilin ulan sevdiğimin başından,
Diyememiştim.

Bugün,
Bugün yarimi izledim.
Nasıl da ısırdım yumruğumu.
Yolun sonu burada,
Ayaklarım nasıl da gidemedi,
Yorganı toprak olan yataktan.
O güzelim ayacıkları,
Çok farklıydı.
O sıcacık elleri,
Buz gibiydi.
Kalksana sevdiğim, kalk !
Yüzüklerimiz var takılacak.
Hayallerimiz var yaşanacak.
Etme, eyleme.
Ben neylerim sensiz.

Bugün yarimi izledim.
Eskiden daha çok izleseydim keşke.
Uzunca yarim deseydim, yarim deseydim, yarim.
Çekme elini göğsümden.
Yıkma darma duman dünyamı.
Ne olursun gel,
Bağımda çay demlemiştim,
Sohbetimiz sürecekti yıllar boyu.

Uçuştu gitti kalabalıklar.
Bir sessizlik, bu kadar mı can yakıcı olur arkadaş,
Konuşsun mezar taşları.
Sevdiğim, hüsran diye konduramıyorum bunu.
Nasıl da gittin ?
Ben sessizlikten korkarım bilirsin.
Seni çok rahatsız ettim koparttığım çığlıkla.
Kulaklarını çok tıkadım haykırışımla.
Ama toprağın ısındı sevdiğim.
Saatlerce kalkmadım uzandığım yerden.
Sen soğuğu sevmezsin.
Çok çabuk üşürsün bilirim.
Kalkarken ceketimi de koydum toprağın üzerine.
Akşam ayazı, sabah ayazı üşütmesin seni.

Hasta olma sevdiğim,
Sonra uzaklaşıyorsun bulaşmasın diye bana.
Sıçak çorba aldım sevdiğim,
İçelim mi beraber şöyle karşılıklı.
Sohbet ederiz hem bak en derinimden.
Kalk sevdiğim kalk,
Sabah oldu.
Karnım acıktı, güzel bir sofra yapar mısın bize ?

Sensiz oturacağım bir sofraya,
Rastlamamıştım ki daha önce.
Bir bardak çayına nasıl da hasretim.
Dayanamazdın hasretime benim.
Özledim derdim.
Çıkar gelirdin hemen.
Şimdi duy sesimi,
Çok özledim.

Bugün izledim seni,
Son kez…

Korkak

Aklığımın aynası vursun isterim,
Dostlarımın yorgunlukla dolu gözlerine.
Bende açılan umudu,
Sevdalılarının ellerine doldurmak isterim.

Yurdumda yutkunan türküler var.
Sevdasından kopuk telleri bağlamanın.
Gelecek denilen kavramdan yaralı,
Muzdarip, gariban…
Gözleri çekilmiş güneşin ışıklarından.
Hali bir dem dolusu derman bekler.

Şimdi biriktirmişim aksattığım yaraların tecrübesini.
Nafile imiş yıllarımın kumbarası.
Yatağımda tir tir titriyorum,
Gelmesin yeni bir yaranın ağrısı.
Buymuş yıllarımın öğrettiği.
Dosta uzattığım el,
Korktuğum yatağın karanlık kısmından ibaretmiş.

Sezgilerim kuvvet atar pörsülü aklıma.
Ben kurtarırım elbet derim,
Gönlünü çöllerde kavuran mecnunları.
Serap etmekten başka bir haber değilmiş,
Sunduğum, o eşsiz bilinen dermanlar.

Tecrübe edindim senelerdir.
Teh dedim kabaca, bu ne ki ?
O göğsümü kabarttığım çilingir sofralarından,
Kabarık göğüsle ayrıldığım çoktu.
Kimse bilmezdi lakin,
Yeniden sararsa bu yara,
Nasıl gizleneceğimi yorganın altında.
Yastığımda,
Kaç senedir yağan yağmurlar kadar,
Yaş biriktiğini,
Bilmezdi kimse.

Çaresizlik kokuyor ellerim.
Nasıl da derdimin yalvarıcısıyım.

Nasıl da üstü kapalı bir korkağım !

Hüküm

Eğer bütün sonlar canlabilseydi gözümde,
Engel olur muydum sona varacak düşüme ?
Körü körüne bağlanıp gider miydim,
Sonu belli bir girdaba ?
Uçar mıydım kanatlarında meleklerin,
Kulaklarımı tıkayıpta aklımı susturup ?

Oynamazdım bu oyunu.
Hüsranla kaplı bir mutluluk,
Korkuturdu beni.
Fiziken yediğim işkencelere,
Bin koyardı önümden geçip gitmesi bile.

Ben korkmam yumruktan, demirden.
Eyvallah, çarpışalım delileşen ruhlar kadar.
Kıralım kalmayana kadar kemikleri.
Ama oturupta çıkartamam ağzımdan,
Gönlümün çektiği acıyı.
Vursan dolmaz hani içim,
Burkulmaz, kırılmaz, acımaz canım.
Lakin söylemek,
Dilime bu kuvveti veripte çıkartmak o sözcükleri,
Perperişan bırakır, kemiklerime kadar sızlatır,
Zil zurna edene kadar ağlatır beni.

Varamaz öyle aklımdakiler dilime.
Gönlümde kanayan,
Akamaz döşümden bedenime.
Acımı haykırmak nasıl yakar yahu görmez mi kimse ?

Demem o ki sonum şu.
Yani yaram var, evet.
Gözlerim yapıyor arada bunu,
Rüzgar değiyor ya hani.
Ağlıyorum bazen ama birşey olduğundan değil,
Sıkılırsın ya ondan yani.
Ne bileyim ağlamayı özler hatta terapi derler ya,
Ondan ağlarım, yoksa başka bir şey olabilir mi ?
Sen ne bakıyorsun bana,
İriyiz, demiriz diye dökülmez mi gözümüzden narın taneleri ?
İnsanlık hali içimden geldi ağlayayım dedim.

İşte gevelerim bunları senelerin hızı altında.
Sırtını döner dönmez feryadıma gizlerim yaramı.
Gördüm derim sonumu.
Sevdiğimin de gördüm derim.
Sevdiklerimin de gördüm derim.
Evlatlarım olmayacak derim.
Yuvam olmayacak derim.
Gördüm derim herşeyi gördüm.
İnanır mısın ki bana ?
Anlatsam çocukluğumu,
Bastığım şu yaşın aslında şu yaş olmadığını,
Aslında altmışımda olduğumu desem,
Yüzüme bakarak dönmez misin sırtını ?
Kalmaz mıyım yine bir feryatla arkadaşım,
Ne diye sorarsın kalemimin kırıldığı hükmü ?

Ahu Yanım

Sana olan sevdamı döktüm martıların önüne.
Kadıköy vapurlarını benimle seyire koyulmuşlardı.
Arkamızda bunu hiçbir zaman tadamayacak insanlar dolaşıyordu.
Ben bir dilsize,
Nasıl dökülürse bir sevda,
Döktüm bodozlama şekilde.

Göklerden aşkın kırıntıları döküldü önümdeki denize,
Başıma ve heryerime.
Sonra tadına vardım arkamdaki insanların kayboluşunun.
Issızdı ilk kez curcuna memleket.
Tarifi Allah’tan dökülecek sevda melekleri,
O anı bekliyorlardı gönlüme kazımak için seni,
Sonsuza, sonsuza kadar.

Belki bir destan olmayacak, şiirim…
Masallar gibi dolanmayacak çocukların kulaklarında.
Aşkı yamalı kullara nasihat diye sunulmayacak dillerden.
Allah katında yüreğime sarılacağını bilirim lakin.
Kinayeli yaklaşacaktır efsanelerin kahramanları.
Ancak bu devire,
Bendeki sevdadan gelmeyecek bir daha.

Hadi kavuşalım bugün, yeniden, sabahtan.
Boğaz’ın kokusunda simit yiyelim beraber.
Bul yüzümdeki heyecanı,
Sakla avuçlarının içine ey sevdiğim.
Kalbinde olsun çirkefliğimin mezarı,
Koklayarak uyanayım yüreğindeki toprağın kokusunu,
Her sabah, her sabah.

Kahvaltılardan önce eşlik eder misin türkülerime ?
Sesim kötü dersin ben bilirim seni.
Sesinde duyduğum huzuru sen duymuş olsaydın,
Türküler doğururdun evimin en sustuğum yerinde.
Bakalım mı gözlerimize saatler boyunca,
Anlarsın gönlümdeki ağrıların ne kadar acıttığını belki ha ?

Çok güzel yaralar bilirim sevdiğim.
Gözüme saplanırken oraklar,
Bir yer kalır.
Nasıl kaldığını bilmem ama,
Ordan nasıl ihtiraslı izlerim senin ettiğin tebessümü,
Bilir misin ?

İliklerime kadar kanla dolduğum çok oldu.
Ter kala, har ola, kırık ola kafadan,
Kanımın çekildiği çok oldu bedenimden.
Bir damla unutuldu işte,
Nasıl unutuldu bilmem ama,
O kana dokunduğunda,
Yüzümde ne denli açtı güller sevdiğim,
Bilir misin ?

Kokum kinle doluydu evvelden beri,
Beraattım sokakların nahoş döküklerine.
Enkaz, enkaz, enkaz diye diye,
Sürüldüm duygularımdan.
Tesadüfümdür adından serildi canımın taa içine,
Yüreğimin toprağı seni ektiğinden beri,
Bilinmezdi dünyaya böyle bir kokunun serildiği.

Tut elimden sevdiğim,
Ben yerin dibindeyim.
Lakin yerin dibindeyken,
Gönlümün tek çırpınışıyla,
Çıkarız göklerin en tepesine.
Çekeriz sandalyemizi.
Gülelim son kezmiş gibi.
Sonum sen olasın ahu yanım.

Kumarda Sevabım

Öpeyim o yaralı gözünden.
Bütün sevabım çekilsin defterimden.
Dudaklarımdan gözüne cennetin merhemi sürülsün,
Sönsün canının acısı.
Merhemin cennetime mal olsun.

Ve hatta döneyim Lokman’ın vaktine.
Dileğimdir serapları bıraktığım kumarda yaradanımdan;
Yanmasın der yüreğimin yanıkları,
Sevdalımın ela gözleri.
Her yola taabiyimdir,
Canımın cananının canı için.

Kumara verdiğim sevaplarım kayıpsa,
Kazanırım yarin sıhhatimi.
Kaybedince kazandığım vakte,
Kurban olurum ela gözlüme.

Acır canı vaktice.
Sezmez akan yaşı.
Yaşından Ege’nin suları utanır.
Bir o kadar berrak,
Bir o kadar muhtaçtır akıntıya.
Anlatırım Ege’nin ağaçlarına,
Nasıl bağlandığını bağlılığıma,
Zemheriler, zemheriler boyunca.

Hakkı sevdanın helalindendir.
Cevher saran kanatları,
Ahu yanının cezbindendir.
Kırk yılın hatrı,
Omzundaki yükünden,
Sevdasındandır.

Hüsrânım Kırar Heybetimi

Kara gözlerim sürgündür düş kırıklarıma.
Hüsranım içimdeki kara harba.
Yolcuyum, yolun derbeder pahasına,
Vaveyla yüzlüm, ruhum bağlıdır ceset torbasına.

Gerile gerile helâk derdimdeki devâ.
Yeri gelir bahara,
Yeri gelir dumana kabri döner vahası.
Kara duvar sözü bundan ahu gören yanıma.

Sepetimde taşır cihandaki âmâ,
Görmediği kini sallaya sallaya.
Yorgunum, kârım iyiyimlerin cabası.
Sonumun hükmü karaltır beni yaka yaka.

Renklerin anımsanışı noksan çocukluğumda.
Kara kapılar hatırımda,
Kırk yılın hatrı, akıttığım kanın yarası,
Görülmemiş gibi benzi soluk duvarlarda.

Rahmetim günüm kadar idamda.
Yağlı urgan yüreğimin boynunda.
Uzaklardan yoğruluyor gibi acısı.
Ey benim heybetim !
Ne oldu her gün her gün, Yeniden vardığına…

Gül Yüzlüm

Sûreti dolar sevdamın.
Eksiklerim güller saçaraktan dolar.
Bilir misiniz dostlar,
Şiir edasıyla güler bana gözleri.
Derin bir serapta takılıp kalır aklım.
Gülüşünden öptüğüm bir serap…
Tebessümü bütün vücudunu sarar sevdiğimin.
Elleri pamuktan yıkanır.
Canından uzanan eli yanaklarımı okşar.

Güllerin meydanında ela gözler süzülür gönlümden.
Yüreğimden düşer gülüşü.
Nazım’ın Pirayesi görebilir miydi,
Şiirimde gördüğüm gülüşü ?

Hala inanılır gibi değil gözümün feri,
Hüsransız geceler var yaşadığım.
Yıldızların akını senden sezebilir bu kavruk yürek.
Sensizlikte üşür garip ellerim.
Garibanım, aşkının altında ezilirim,
Mamafi benim pestilim,
Ömrümün gece gökkuşağına, sana,
Bırakılan nadide şarkı…

Senki, fısıltıların altından yenik düştüğüm,
O sevdan,
En yakın dostum…
Ellerinde derman,
Ben yaşarım seninle,
Gül yüzlüm.

Soframın Yegâne Rakısı

Ege’nin üzerinde kurşuna dizilir,
Kayıktan vurduğun muhtaçlığın.
Sevginin külleri ellerinden kayar,
Kalbin bu zaman gömülür hiçliğinin amansız çukuruna.
Bir kolum yarısında,
Avazım çıkıyor.
Lâkin kapatmış yaşların kulaklarını.
Ağlama kurban olduğum,
İbadetler yakacak yaşların.

Dolu dolu düşlerin,
Kayıp korkusuyla yükselmekte göğe.
Doğalar umudu güneş,
Bırakır yerini beter kederine.
Yeryüzüne inince keder,
Sanırsın ki yaşların.
Ağlama bu dünyaya feryadım figânım,
Umudumuz yanacak yeşilliklerde.

Boş sayfaların dolu dolu türküleri,
Bugün buram buram sarıyor yüreğini.
Bir tel,
Nasıl yakabiliyor kavuran ateşini ?
Üzerinde yoktur mevsimin değişkenliği,
Çek kürkünü üzerine,
Kışa saklayacak yaşlarının gidişi.

Üflüyorum benden çalınan,
Çocuksu umutları.
Yüreğinde saklıyor sevgin,
Benimsediğin umutlarımı.
Gülümseyişin doğanın çaresiz bıraktığı, Doğacak güneşin son umutları.
Bu ateşine,
Değer mi sanırsın yağmurların damlası.

Bırak cebinde sakladığın korkuları.
Tut ellerimi halim nasırlı.
Ey soframın yegâne rakısı,
Dertlerim gözlüyor yolculuğumun son durağını.
Dindir gönlümdeki ağrıyı,
Yaşım kurtarmıyor dik duruşlarımı.

Katla Günlerimizi Sevdiğim

Katla günlerimizi sevdiğim,
Gidiyoruz.
Kaç yıldız varsa bu gece gökte,
O kadar derdimiz var.

Sözümüz var zebanilere,
Boynumuzun borcudur el ele olmak.
Yürekler aşıp göz değdirince,
Meleklere yollayacağız kenetliğimizi.
Katla günlerimizi sevdiğim,
Gidiyoruz.

Yorgunuz saçımızı ağartan yılların ardından.
Bilirsin, dökülüyor işte ruhumuzun dişleri.
Bir kâinattır ki sana armağanım,
Gençliğinin güzelliği saklı yollarında.
Katla günlerimizi sevdiğim,
Gidiyoruz.

Bir demlik gece koyuyorum ocağıma,
Düşlerimde gözlerin.
Bardak bardak içiyorum yıldızdan gözlerini.
Ve inanır mısın tadıyorum yorgunluğunu.
Topla artık valizini,
Ve katla günlerimizi sevdiğim,
Gidiyoruz.

Mecnunluğumdur yıllardır düşmeyen dillerden.
İhtiyarlığım gözüküyor artık uzaklardan.
Ve ellerinde nasırlar,
Gönlümün emek kokan manzarası.
Gözlerine sığdırmışsın bütün aklı yıldızları.
Altlarına gecenin görüntüsü sinmiş,
Gülümsüyorsun en can-ı gönülden.
Lâkin yok takatım, aldanmam gülümsemene.
Katla günlerimizi sevdiğim,
Gidiyoruz.

Yâdlarımıza bir avuç türkü sığdıralım.
Ellerim elinde dururken,
Bağıralım,
“Gidiyorum gündüz gece.”
Unutayım diyorum seninle varacağım son durakta,
Öldüğünü.
Bağrıma basayım bütün feryatlarımı.
Ben dardayım sevdiğim.
Katla günlerimizi,
Artık gidelim.

Sabahla Tanışıyorum

Kuşların ötebildiğini duyuyorum boğuk bir kentte.
Nefesleri duyulacak gibi.
Bu kulaklar şahit, bilirim,
Kor bir acının çığlığı diniyor ötmelerde.
Yaram açılıyor sanırım,
Gözümde buğulu sahneler,
Dumanlı bir zamana renk katıyor.
Hiç ağlarken gülmemiştim oysa.

Boğazımda tarifsiz bir acı hepinizin bildiği.
Sözü farklı, özü farklı, sebebi farklı.
Matarama tatlılık geliyor.
Kalbimden kusuyorum bu kanı sanırım.
Kafamı uzatıyorum penceremden,
Hiç sabahı seyretmezdim oysa.

Bahçelerin rengi görünüyor.
Ağaçlar dokunuyor gözüme.
Toprakta takılı kalıyor aklım.
Doğanın türkülerini duyuyorum,
Boğuk kenti silerekten gözümde.
Geceyi silmezdim, hakikatim, zaman aralığım,
Geceydi.
Sabah olunca,
Hayal kapaklarım açılınca,
Yapraklarını seyrediyorum naif ağaçların.
Hiç ağaçların yeşil olduğunu,
Görmezdim oysa.

Karamsar ve dumanlı bir ışık iniyor bütün geceye.
Bulutlar gözüküyor tepemde,
Belirginlik savaşı veriyor yıldızlar.
Sabah oluyor sanırım.
Aklımda berrak sular var.
Ne kadar temiz bir acıdır bu,
Şafağın böyle denli masumluğu,
Hiç aklıma gelmemişti oysa.

Sabahla tanışıyorum.
Elini sıkıyorum gözlerimle.
Merhaba gözlerimdeki ışıltı,
Ben daha yeni doğuyorum.

Gülümseyeceğim

Zindandaki zindandan güvercinler uçtuğu zaman,
Kırık duvarların ardından gülümseyeceğim.
Aklıma çimenlerde yatan kahkahalarım gelecek,
Denizlere uzanan aşık hallerim de,
Yer yüzünden uçmak istediğim de,
Aklıma gelecek,
Gülümseyeceğim.

Meydanlarda dolaşan âmâların,
Son insanları olmadığı bir dünyada, gülümseyeceğim.
İnadım inat, döşü cesetlerin toprağı olan,
Vicdanı opak şahısları,
Gülümsettireceğim.
Ben yaşayınca mavilikten,
Önemi olacak durgun suların. Gülümseyeceğim.

Sevdalıların jiletleri karın doyurmayınca,
Yutkunan bir mermi oturacak,
Yaşanmışlıklarıma.
Bekleyenlerin otomobili banklar,
Gazete sarılı içeklerle dolacak,
Diyeceğim ;
Ölmemiş hala sevdanın denizcileri.
Gülümseyeceğim.

Merhamet duvarlarının yanından,
Kara trenler geçince dumanıyla,
Öksürükler konacak boğazıma.
Dünyaya ne kadar uzak kaldığımı anlayacağım,
Şükredeceğim.
Gülümseyeceğim.

Güvercinlerin yavrusunu göreceğim eski banklarımda,
Rivayetlerimin aslını göreceğim.
Deryanın telâfuzunu,
Gönlü yarık güvercinlere yaptıracağım.
Gülümseyeceğim.

Çiçekleri doldurup gelen çocukları gördükçe ellerine,
Nereye gittiklerini sorgulayacağım.
Yıldırımların topraklara döküldüğünü hissettiğim an,
Yaşayacağım çocukların gittiği yerleri.
Gülümseyeceğim.

Baş ucuna varınca mezar taşının,
Çıktım zindanından diyeceğim.
Halatlara bağladığım umutları anlattıkça sana,
Yeniden ışıldayan gözlerimle,
Sana karşı gülümseyeceğim.

Sebep Çiçeğimin Kışı

Gözlerin renginde bir kazak,
Varsın ısıtmasın.
Kaderimin buzluğunda,
Bir elaya vurularak,
Hüküm süreyim.

Bulunmaz kalbimi,
Çağ ötesi güzelliği ellerin,
Derman getirerek arar solumda.
Koca adam olur benliğim,
Minik ellerin uyurken göğsümde.

Boynumda bir dövme,
Mânâsı senin göz renginde.
Sen basılınca damarımın dibine,
Kanıyor bin bir harfi.

Konuyor esrarengiz fikirlerim,
Tek tek bütün çiçeklere.
Elinde kırık tahtaların silgisi,
Tek tabloya oturtursun idamımın sebebini.
Siler aklımdan,
Seni bırakacak bütün yazılarımı.

Onun yoktu ölüm sebebi.
Ama öldü.
Yazısı da yoktu ölüme kafa tutan.
Ama hesabım ondan soruldu.

Kırılası ayaklarımla, solduğu yerde bittim.
O hoşçakal dedi, ben bokta kaldım.
Açan çiçeklere iyi bakın,
Sevdikleriniz üzerindeyken dökülmesin yaprakları.

Asırlık Zincir

İyiliklerden mahrûm,
Celladı aç fermana.
Sonsuzluğumun esiri,
Ölümün kalbime yazılmış,
İşitiyor fermanı cellat.
Ellerine bağlanan,
Asırlık zincirim, kayacak ellerinden.

Yaralı bir şüphe derinimde,
Benim titrek derinlerim,
Görmem papatyaların,
Hangi ay solduğunu.
Lâkin tarihin yazılacak,
Aklımın koyu demlerinde.

Kül fırtınası gönlümün bir yanı,
Yaralarım halinden bir haber.
Çevren sislere bürünür,
Bu kalabalık, bana bin beter.
Saklı gönül,
Sen, gönlümden bir haber.
Gözlerin tepelerde,
Güneş, gözlerinden geçer.

Böylece açılır gökyüzü,
Benden ayrı, her cennete.
Peşinde dolanacak,
Asırlık zincirim, ellerinden kayan.

Sıcaklar alnımda dirilir,
Gözlerim yerlere kayar.
Buzların yelleri eser benden,
Sallanan yaprağa kadar bilirsin sen.
Göğüs peydahlarken sonsuz,
Ayrılığın kasvetli gücüne,
Eritme,
Yaşlarım dâhi yanık yanaklarımı.

Ölmesin

Ölmesin yaradanın yarattığından yanan,
Benim gönlüme konan.
Çekmesin ellerini bağlardan,
Sevdama yapışıp kalan.

Gönlüme bağlanan ışk,
Karların altına, güzel rengiyle değen,
Gönenlerin mahrumu, mahpusların yorgunu,
Çaresiz bırakma tek arzumu.

Kaderime kara lekeler,
Yaramı yardıkça yaran.
Kokun sondan beter,
Gitme, ciğerimden eser yeller.

Tenimden çıkmayan kan,
Sevdanın mahsulleri ekilir mi yaradandan.
Bağrıma kazınıyor yumruklar,
Çekme ayağını tarlandan.

Tekerleme kaynar diller,
Dili yüzüme gülen.
Etme beni cihanda,
Yalnız bilinen delilerden.

Benim gönlüme konan,
Sevdama yapışıp kalan,
Gönenlerin mahrumu.

Dili yüzüme gülen,
Etme beni cihanda,
Yalnız bilinen delilerden.